ODAK KASIM 25 – NEGATİF PARTİZANLIK VE SEÇMEN DUYGULARI

PANORAMATR için hazırlanan tematik kamuoyu araştırmalarını ihtiva eder.

ANA SAYFA   /   TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİ

NEGATİF PARTİZANLIK VE SEÇMEN DUYGULARI

PANORAMATR olarak her ay kamuoyunda tartışılan veya ilgi çeken bir konuyu, derinlemesine analiz ediyoruz. Kasım ayı raporunda, Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Evren Balta ile birlikte, Negatif Partizanlık başlığını derinlikli olarak ele alıyoruz.

Siyasal davranış literatüründe partizanlık, uzun süre seçmenlerin “kimlik temelli bağlılığı” olarak kavramsallaştırılmıştır. Klasik model, seçmenin bir partiye yöneliminin duygusal bir aidiyet oluşturduğunu ve bu aidiyetin zamanla bilişsel bir filtre görevi gördüğünü savunur. Bu anlayışta partizanlık, istikrarlı bir kimlik yönelimi olarak görülmüştür.

Ancak küresel olarak siyasal parti kutuplaşmasının arttığı son yıllarda partizanlığın yalnızca “kime yakın hissedildiğiyle” değil, aynı zamanda “kimden uzak durulduğu” ve “kimden rahatsız olunduğu” ile de şekillendiği görülmektedir. Bu ikinci boyut, literatürde negatif partizanlık olarak adlandırılmaktadır. Negatif partizanlık, seçmenin “kendi partisine sevgi” kadar, hatta kimi zaman ondan daha güçlü biçimde, “karşı partiye veya lidere yönelik antipati” üzerinden siyasal tercihini kurmasıdır. Bu durumda oy verme davranışı, destekleme motivasyonundan ziyade engelleme motivasyonu (“karşı taraf kazanmasın”) tarafından belirlenir. Duygusal kutuplaşmanın temel itici gücünün pozitif kimlikleşmeden çok, karşı tarafa yönelik öfke ve korkunun kurumsallaşması olduğu pek çok çalışmada gösterilmiştir.

Negatif partizanlık, duygusal kutuplaşma kavramıyla yakından ilişkilidir, ancak ondan ayrılır. Duygusal kutuplaşma, farklı parti seçmenleri arasındaki karşılıklı sıcaklık-soğukluk farkının artmasıyla ölçülür; negatif partizanlık ise bu duygusal asimetrinin davranışsal izdüşümüdür. Seçmen sadece karşı tarafa olumsuz duygular beslemekle kalmaz, bu duygulara dayanarak oy verme, tartışma, hatta sosyal mesafe kurma kararlarını biçimlendirir. Dolayısıyla duygusal kutuplaşma bir ortam, negatif partizanlık ise o ortamda işleyen davranışsal mekanizmadır.

Bu yönüyle negatif partizanlık, sadece bireysel bir duygu hali değil, kimliksel aidiyetin tersinden kurulma biçimidir: seçmen, kim olduğunu değil, kim olmadığını belirleyerek siyasal kimliğini inşa eder. Bu, “karşı grup” karşısında “kendi grubunun” konsolidasyonudur. Ancak bu konsolidasyonun maliyeti yüksektir: karşıt gruba yönelik öfke, korku ve küçümseme duyguları, toplumsal güveni ve demokratik temsil mekanizmalarını zayıflatır.

Negatif partizanlık yalnızca kararlı seçmenlerin tepkisel duygularını değil, kararsız seçmenlerin yönelimlerini de biçimlendirir. Klasik modellerde kararsızlar genellikle siyasete ilgisiz, zayıf kimlikleşmiş veya apolitik bir grup olarak tanımlanır. Oysa çağdaş araştırmalar, kararsızların çoğu zaman “pozitif aidiyetini yitirmiş ama negatif tepkisini koruyan” seçmenler olduğunu göstermektedir. Bu seçmenler, hangi partiye oy vereceğinden emin olmasa da, kime oy vermeyeceği konusunda daha nettir. Bu durum, seçim sonuçlarını belirleyecek dengeyi yaratır: Kararsız seçmen, tercihini sevdiği bir seçenekten çok, kaçındığı bir tehdide göre yapar.

Negatif partizanlık bu nedenle seçimlerin duygusal zeminini belirler. Pozitif duygular (güven, umut, sempati) seçmeni motive etmekte yavaş ilerlerken, negatif duygular (öfke, korku, tedirginlik) çok daha hızlı yayılır ve karar alma sürecini hızlandırır. Seçmen davranışında “riskten kaçınma” refleksi, özellikle kararsızlar arasında, “en az zararlı olanı seçme” mantığını doğurur. Böylece seçim dönemleri, rasyonel değerlendirmelerden çok, tehdit algısının ve korku dengesinin yarıştığı bir duygusal mücadeleye dönüşür.

Türkiye bağlamında bu dinamik, kutuplaşmanın hem kimliksel hem de duygusal biçimde derinleşmesiyle özgün bir görünüm kazanmıştır. 2000’ler sonrasında partiler arası ayrışma, yalnızca ideolojik farklılıklardan değil, karşıt lidere yönelik güçlü duygusal tepkilerden de beslenmiştir. “Korku”, “öfke” ve “tehdit algısı” gibi negatif duygular, siyasal kampanyaların merkezine yerleşmiş; seçmen mobilizasyonu, “bizimkiler kazansın” isteğinden çok “onlar kaybetsin” kaygısına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, medya söylemi, dijital kutuplaşma ve lider merkezli siyaset biçimleri tarafından da pekiştirilmiştir.

Bu çerçeveden düşünüldüğünde bu araştırmanın amacı, Türkiye seçmeninde negatif partizanlığın düzeyini, duygusal ve davranışsal bileşenleriyle birlikte ölçmektir. Çalışma uluslararası literatürdeki standart yapılar temel alınarak; duygusal termometre, güven, aidiyet, oy motivasyonu ve lider duyguları gibi alt boyutlarla uyarlanmıştır. Böylelikle, klasik partizanlık ölçümünü tamamlayan, kutuplaşmanın negatif yönelimli yüzünü niceliksel olarak haritalamak hedeflemektedir.

KONULAR